Ünlü Türk restoranının sahibi Saim Aygün, son dönemde ‘Steak Döner’ ismini kullananlara karşı, "Neden yaprak döner demiyorsun? Neden markamıza sahip çıkmıyoruz? Ahmet ya da Mehmet’in adını da Hans ya da Thomas’mı yapalım" ifadelerini kullanarak tepki gösterdi.
Türkiye-Almanya arasında 30 Ekim 1961 tarihinde imzalanan İşgücü Anlaşmasının üzerinden 65 yıl geçti. Anlaşmanın ardından işçi olarak Almanya’ya giden Türk aileleri, yıllar içerisinde kurdukları Türk restoranları ile Almanya’da Türk mutfağının gıda sektöründeki alanını büyütmeye katkı sağladı.
Yaşanan bu süreçte, Türkiye’de yaygın bir lezzet olan "Yaprak Döner" Almanya’da Türk mutfağının öne çıkan ürünlerinden oldu. 50 yıl önce Almanya’ya gelen ve 46 yıldır Berlin’de yaşadığını ifade eden Saim Aygün, "46 yıldan beri Almanya’nın Berlin şehrinde yaşıyorum. Geldim geleli, aile şirketimiz olan firmada 17-18 şubede restoran işi ve dönercilik yaptım. Son 15 yılımızda da Berlin’de otelcilik ve restoran işini beraber yapıyoruz.
Bunu yaparken eski ile yeniyi kıyasladığımızda dönerden şöyle bir örnek vereyim size Avrupalılar, Türkleri ve yabancıları bunlar çok sarımsak yiyor diye tenkit ediyorlardı. Ama şimdi, bizim insanlarımız sarımsak yemiyor. Kendileri sarımsak yiyor. Yani Avrupalılar sarımsak yiyor. Devir biraz değişti" dedi.
Gurbetçiliğin sosyal ve ekonomik durumu
Aygün, 50 yıl öncesiyle bugünü kıyaslayarak, "Avrupa önceden çok refah bir ülkeydi. Sosyal yönden çok daha güçlüydü. Hele ki Almanya’dan bahsedersek. Şu an insanlar çok zor şartlarda çalışıyorlar. Zor şartlarda para biriktiriyorlar. Gurbetçilerin bir para biriktirme, sosyal olarak yaşam anlamında çok bir cazibesi kalmadı. İşletmeler zor durumda. Aldığımız ürünler, etlerimiz her şeyimiz çok pahalı. Bunu yansıtmaya çalıştığımız zaman bu defa insanlar, ‘Çok pahalısınız’ diyor. Bilmiyor ki biz alışta çok pahalı aldığımız için bu fiyatlar pahalı satıyoruz. Yoksa cüzi bir rakam üzerine koyarak devam ediyoruz" diye konuştu.
65 yıl önce Almanya’ya gelen ailelerin birikim yapmak için geldiğini ancak artık tasarruf yapmanın çok zor olduğunu belirten Saim Aygün, "Burada da eski cazibesi yok. Tabi ki eski ile karşılaştırmaya çalışırsan, eskiden insanlar çalışıyordu. İnsanlar çalışırken kazandığı hizmetin karşılığını her şeyini alıyorlardı. Bu sefer hayat pahalılığı vatandaşları zor duruma sokmaya başladı. Artık bir şey artıramıyor. Bir şey yapamıyor. Tasarruf yapamıyor. Aldığını yiyor. Bu defa gurbetçiliğin bir anlamı kalmadı. Gurbete neden çıkıyorsun? Bir şey kazanmak, bir şey biriktirmek ve birikim ile ana vatanda bir şeyler almak için bu işleri yapıyorsun. Ama artık bu işlerin bir cazibesi kalmadı" şeklinde konuştu.
Kimlik ve isimlendirme tartışmaları
Bazı kesimlerin kullandığı çalışmak için göç eden Türk ailelerine Almanya’da ‘Gurbetçi’, Türkiye’de ‘Almancı’ ifadelerine tepki gösteren Aygün, "Ama tabi 50-60 yıldan beridir de buraya kök salmış vatandaşlarımız var. 1. nesil 2. nesil ve 3. nesil buralarda yaşıyor. Tabi buralarda yaşarken de buraları ikinci vatan bellemişler. Bu defa geri dönmekte de zorlanıyorlar. Öyle ki en büyük sorunlardan bir tanesi, burada gurbetçi, yabancı, Türkiye’de Almancı diyorsun. Nerede olduğumuzu hala daha keşfedemedik." dedi.
Türk mutfağının ikon lezzetlerinden olan ve Almanya’da da popüler ‘Yaprak Döner’in son dönemde ‘Steak Döner’ olarak isimlendirilmesini eleştiren Aygün, "Biz normalde Avrupa’da 2 çeşit döner yapıyoruz. Türk işletmelerinin çoğundan biraz azı biz döner kebap ve yaprak döner yapıyoruz. Ama son zamanlarda bir furya çıktı. ‘Steak Döner’ demeye başladılar. Ben neden yaprak döneri, İngilizce ya da Almanca yapacağım? Şimdi ben soruyorum Ahmet ya da Mehmet’in adına Hans ya da Tomas’mı diyeceğiz? Bunu yapan arkadaşlara soruyorum. O zaman çocukların adını da değiştirin. Neden yaprak döner demiyorsun? Neden döner kebap demiyorsun? Yaptığın döner yaprak döner. Başka bir şey mi yapıyorsun da ismini değiştiriyorsun. Çünkü yaprak dönerin bir tarifi var. Döner kebabın bir tarifi var.. Döneri neden İngilizce ve Almanca yapacağım. Neden sahip çıkmıyoruz markamıza? Kendi markamıza sahip çıksak ya. Avrupa’ya döneri tanıttık. Bazı sokaklarda 30 kilogram satılıyordu. Şimdi 3 ton 5 ton satılıyor. Bu büyük bir sektör haline geldi. Biz yıllar önce döner takıp satıyorduk. Türk vatandaşı bile bana abi bana ‘şundan versene’ diyordu. İsmini bilmiyordu. Çünkü yıllar önce köyden ya da kasabadan gelmiş. Döneri görmeden gelmiş, uzun atlama yaptığı için. O dönemde gelenler burada öğrenmeye başladı döner kebabın ne olduğunu. Almanlar bu işi ilk başta kabul etmedi. Bu işi yapanlar yoktu ki. Hasbelkader bizler yaptık bu işi. Ne diyecek Almanlar, dünyanın en iyi Fast-Food’u döner kebap. Hiçbir ürün donuk değil. Her şey taze. Et taze, sebze taze. Elemanlar güler yüzlü. Alman Fast Food gıdada her şey donuk. Donuk yiyorsun. Dondurulmuş ürünü yiyorsun. Burada her şey taze. Bunun önüne geçebilir misin?" şeklinde konuştu.
Foto Galeri (2 fotoğraf)
Kaynak: İHA




