Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "2027 yılı bütçemizde özellikle emeklilerimizi önceliklendirdik. Bütçemizi hazırlarken emeklilerimize enflasyonla gelecek artışın daha üstünde bir imkan sağlamayı esas alarak bir bütçemizi hazırladık" dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu, 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin geneli ile Sayıştay raporlarını görüşmek üzere Komisyon Başkanı Mehmet Muş başkanlığında toplandı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılımıyla gerçekleşen komisyonda, 2027 yılı bütçe teklifinin geneli ile 2025 yılı kesin hesap kanunu teklifi ve Sayıştay raporları ele alındı. Komisyonda, milletvekilleri söz alarak bütçeye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Değerlendirmelerin ardından Yılmaz, milletvekillerinin 2027 yılı bütçe teklifinin geneline ilişkin sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, milletvekillerinin bütçe ve kesin hesap teklifinin geneline dair değerlendirmelerini dikkatle dinlediğini belirterek, yapıcı eleştirilerden mutlaka istifade edeceklerini dile getirdi.

Devletin yeni dönemdeki rolü ve ekonomik büyüme

Dünyada yapay zekanın öncülük ettiği dijital ve teknolojik dönüşümün tüm alanları etkilediğini belirten Yılmaz, Türkiye’nin uluslararası rekabette dezavantajlı duruma düşmemesi için bu sürecin doğru okunması ve yeni dönemde devletin ve kamunun rolünün yeniden tanımlanması gerektiğini ifade etti. Yılmaz, "Devletin kamunun çok daha aktif bir rol oynaması gereken bir döneme giriyoruz. Ama bunu iyi tarif etmek zorundayız. Artık dünyada korumacı politikalarla çok mikro müdahalelerle devletlerin, kamu otoritelerinin ekonomik süreçlere müdahil olduğu bir dönemdeyiz. Bizim de devlet olarak, kamu olarak bu yeni dönemde rolümüzü yeniden ve güçlü bir şekilde tarif etmemiz lazım" açıklamasında bulundu.

Yılmaz, Türkiye ekonomisinin son 25 yılda yıllık ortalama yüzde 5,3 büyüyerek dünya ortalaması olan yüzde 3,5’i aştığını belirterek, 2020-2025 döneminde de Türkiye’nin yüzde 5,2’lik ortalama büyümeyle küresel büyümenin üzerinde performans gösterdiğini ifade etti.

Kamu borcu ve ekonomik dayanıklılık

Kamu borcunun milli geliri oranına ilişkin de konuşan Yılmaz, "Gelişmiş ülkelerde bu yüzde 90’ın üzerinde oran. Gelişmekte olan ülkelerde yüzde 70’in üzerinde bizde yüzde 22 civarında. Bu çok önemli bir varlık bizim için. Önümüzdeki dönem az önce bahsettiğim teknolojik dönüşümler, rekabet ortamı içinde ülkemizin en büyük avantajlarından biri bu düşük kamu borçluluk oranıdır diye ifade etmek isterim. Rezervlerimiz dış şoklara karşı bize bir destek oluşturuyor. 170 milyar dolara yakın bir rezervimiz var. Bankacılık sistemimiz sermaye yeterlik oranlarıyla yüksek ve sağlıklı bir yapıda. Dolayısıyla temellerimizin sağlam olduğunu ve gelişimimizi devam ettirdiğimizi özellikle vurgulamak isterim" ifadelerine yer verdi.

Yılmaz, bütçeye neden ‘dayanıklılık, refah ve dönüşüm bütçesi’ adını verdiklerini açıklayarak, "Artık kritik bir ham maddeyi kontrol ederek ekonomileri etkilemenin mümkün olduğu, kritik teknolojilerin siyasi olarak yönlendirildiği bir ortamdayız. Böyle bir ortamda yerli ve milli üretimimizi artırmamız, tedarik kaynaklarımızı ve pazarlarımızı çeşitlendirmemiz ekonomik dayanıklılık açısından çok kıymetli. Bugünkü dünyada tek kriter artık en düşük fiyat değil. Ürünleri uzun vadeli ve güvenilir şekilde temin etme güvencesi de en az fiyat kadar önemli. Dolayısıyla dayanıklılık meselesini uzun vadeli kalkınma perspektifimiz açısından ciddiyetle tartışmalıyız" dedi.

Emeklilere öncelik ve sosyal harcamalar

Ekonomi politikalarının temel amacının toplumun ve insanların refahını artırmak olduğunun altını çizen Yılmaz, şu ifadelere yer verdi:

"Bu 2027 yılı bütçemizde özellikle emeklilerimizi önceliklendirdik. Bütçemizi hazırlarken emeklilerimize enflasyonla gelecek artışın daha üstünde bir imkan sağlamayı esas alarak bir bütçemizi hazırladık. Ve bu çerçevede bir miktar dikkat ederseniz açığımız arttı. Yani yüzde 3,1 bekliyorduk bu sene sonu itibariyle. Gelecek seneyi yüzde 3 buçuk olarak planladık. Bütçemiz içindeki bütün imkanları bu çerçevede değerlendireceğimizi ve yapabileceğimizin maksimumunu bu alanda yapmaya gayret edeceğimizi ifade etmek isterim. Bu sadece asgari emeklilerle ilgili bir çalışma değil. Daha genel anlamda emeklilerimize dönük bir çalışma. Burada alternatifler üzerinde ilgili tüm kurumlarımızla teknik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Henüz tamamlamış değiliz. Biliyorsunuz bu enflasyonla bağlantılı otomatik artışlar dışında mutlaka kanunla bu alanın düzenlenmesi gerekiyor. O çerçevede alternatiflerimizi bu dikkatle çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da dünkü beyanında vurguladığı üzere hakkaniyeti, adaleti gözeten bir yaklaşım içinde emeklilerimizin daha iyi koşullara kavuşması yönünde tüm gayretimizi sarf edeceğiz. Imkanlarımızı bu yönde kullanacağız."

Yılmaz, sosyal harcamaların yoksulluk arttığı için değil, sosyal devlet anlayışının güçlenmesi nedeniyle arttığını belirterek, "Bazı arkadaşlarımız yani yoksulluk arttığı için mi bunlar artıyor gibi şeyler söylediler. Tam tersine bir taraftan yoksulluk göstergeleri azalırken, gelir dağılımı iyileşirken Türkiye sosyal harcamalarını artırdı, sosyal devlet olma vasfını güçlendirdi. Valiliklerin periyodik yardımlarından 65 yaş üstü maaşlarına, engellilere sunulan hizmetlerden sosyal konutlara kadar birçok alanda desteklerimizi artırdık. Dolayısıyla yoksulluk arttığı için değil, sosyal devlet anlayışı güçlendiği için sosyal harcamalarımız arttı. Anayasamızda da sosyal bir devlet olduğumuz çok net bir şekilde vurgulanıyor. 25 senelik AK Parti iktidarında, dünyada sosyal devlet zayıflarken Türkiye’de sosyal devlet güçlendi" değerlendirmesinde bulundu.

Sermaye piyasaları ve fon tasfiyesi

Yılmaz, sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerin ardından ortaya çıkan fon krizinin çözülmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında hızlı kararların alındığını hatırlattı. Devlet Denetleme Kurulu’nun sahada inceleme yaptığını, adli mekanizmaların etkin şekilde devrede olduğunu ve çok sayıda gözaltı, tutuklama ile tedbir kararlarının uygulandığını belirtti.

Tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonları hakkında kanunun Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini hatırlatan Yılmaz, "Olağan tasfiyelerle ilgili biliyorsunuz üç şirketin tasfiyesi tamamlandı. Bir tanesi de tamamlanmak üzere. A1 Capital, Bulls, Pardus ve Hedef adlı şirketler ve bunların altındaki doksan üç fonun ödemeleri yapılmış durumda. 23 Ekim itibarıyla toplam 93 fona, 71 bin 899 hesaba 68 milyar lira ödendi. Dolayısıyla bu süreçler devam ediyor. Meclisimizde kanun da çıktı. Bununla birlikte Tera’nın tasfiyeden sorumlu bankası İş Bankası. Geriye kalan Pusula ve Atlas var. Atlas’ın da olağan tasfiye girip girmeyeceği üzerinde tartışma devam ediyor. Girerse olağan tasfiye olacak, girmezse o da olağanüstü tasfiye olacak. Bu ikisiyle ilgili sorumlu kuruluş da Ziraat Bankası. Bunlarla ilgili hazırlıklarını yapmış durumdalar" diye konuştu.

Olağanüstü tasfiye sürecine ilişkin 1 milyon liraya kadar olan ödemelerin İş Bankası ve Ziraat Bankası kanalıyla başlayacağını belirten Yılmaz, "En düşükten başlayıp en yükseğe doğru girilecek. Dağıtma durumunda oldukları nakitleri var. Onun dışında hızla nakde çevrilebilir kaynakları var. Onları da izleyen bir iki hafta içinde değerlendirerek, bu süreci kasım ayı ortalarına kadar tamamlamalarını bekliyoruz. Daha hızlı da yapmaları yönünde her türlü gayreti sarf ediyoruz. 1 milyon liraya kadar olan ödemelerde geriye kalan 125 milyar lira net yatırım tutarı gözüküyor. Dolayısıyla onun da bu geri ödemelerle birlikte rahatlıkla sağlanabileceği öngörülüyor" ifadelerine yer verdi.

Yılmaz, bu harcamaların üç kaynaktan finanse edileceğini belirtti: "Birincisi bu fonlarda kalan tutarlar var, kendi varlıkları var. Nakdi varlıklar var veya nitelikli hisseler var. İkincisi, geri ödemelerden fahiş kâr elde etmiş olanlardan veya haksız kazanç elde etmiş olanlardan geri kazanılanlar var. Dün itibarıyla 11 milyar lira bir geri ödeme söz konusu ama bu hızla yine artacaktır diye bekliyoruz. Oradan gelen kaynaklar da yine eğer bir fonla ilgiliyse o fona değilse genel bir hesabımız var, oraya gelecek. SPK’nın belirlediği kriterlere göre fonlara dağılımı yapılmış olacak. Üçüncü olarak da bu yargı sürecinde olan kişilerin tedbir kararı konmuş varlıkları var. Bunlar da TMSF’ye devrediliyor. Meclisimizin onayladığı bu kanunla TMSF’ye çok daha hızlı bir şekilde likit bir varlığa dönüştürme konusunda yetki verdik. O çerçevede TMSF’de üzerine düşeni yapıp oradan da yine bu fonlara yatırımcılara ödemeleri yapacağız."

Yılmaz, sermaye piyasalarının desteklenmesi ve meşru yatırımcıların korunması gerektiğini belirterek, "Bu ülkeyi seviyorsak, bu ülkenin kalkınmasını istiyorsak sermaye piyasalarımızı desteklememiz lazım. Sağlıklı çalışan meşru yatırımcıyı desteklememiz lazım. Sermaye piyasalarına yatırım yapmanın, bir fona yatırım yapmanın veya hisse senedi almanın suçmuş gibi gösterilmesi yanlış bir yaklaşım. Hırsızlarla, yolsuzlarla, fon vurguncularıyla ve manipülatörlerle sonuna kadar mücadele edelim ama yatırımcıları da koruyalım. Meşru yatırımcıyla manipülatörü birbirinden ayıralım." dedi.