Kamuoyunda çıkar amaçlı suç örgütü olarak bilinen ve 51'i tutuklu toplam 414 sanığın yargılandığı davanın seksen birinci duruşması gerçekleştirildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısında yer alan salonda görülen celsede, tutuksuz yargılanan sanıkların savunmalarının alınması işlemine devam edildi. Duruşmada ilk olarak reklam sektöründe faaliyet gösteren tutuksuz sanık Ali Can Akün hakim karşısına çıkarak savunmasını aktardı.

Savunmasında yaptığı ticari faaliyetlere değinen reklamcı Ali Can Akün, iki bin yirmi dört yılında Kızıltoprak bölgesinden bir reklam duvarı kiraladığını, sonrasında ise tabiri caizse radara takıldığını ifade etti. Sektördeki büyük global firmalar gibi henüz o dönemde büyük bir yapıya sahip olmadığını belirten Akün, söz konusu reklam alanını devralmadan hemen önce Kentsel Tasarım Müdürlüğüne resmi izin başvurusunda bulunduğunu ancak onay süreçlerinin oldukça yavaş ilerlediğini dile getirdi. Günümüzde uluslararası ölçekteki şirketlerle çalıştıkları için astıkları reklamların indirilmesi durumunda ağır cezai şartlarla karşılaştıklarını kaydeden Akün, zabıta ekiplerinin kendisine ruhsatsız olan alanlardaki panoların sökülmesi gerektiğini bildirdiğini anlattı.

Reklamcı Akün: Sektörde sistem bu şekilde ilerliyordu

Kentsel Tasarım Müdürlüğünü ziyaret ettiğinde kendisine evraklarının üst makamda imza aşamasında olduğunun söylendiğini iddia eden tutuksuz sanık Ali Can Akün, piyasadan duyduğu kadarıyla Medya A.Ş. ile görüşmesi gerektiğinin kendisine iletildiğini belirtti. Sürecin sırasıyla Kültür A.Ş. ve ardından Medya A.Ş. üzerinden yürüdüğünü ve bunun kendi iş kollarıyla doğrudan ilgili olduğunu savunan Akün, zabıtanın düşük meblağlarda da olsa kaçak asım cezası kesmesi nedeniyle büyük bir tedirginlik yaşadığını vurguladı. Kendisine fatura düzenleneceği ve bu sayede izin sürecinde herhangi bir sorunla karşılaşmayacağının taahhüt edildiğini öne süren Akün, kesilen faturalar karşılığında herhangi bir hizmet veya mal almadığını, bu olaylar yüzünden mağdur edildiğini savundu.

Çapraz sorgu esnasında kendisine yöneltilen Medya A.Ş.'ye gittiğinde kiminle ve ne amaçla görüştüğü sorusuna yanıt veren Akün, orada görüşmek istediğini, Elif Hanım adında birinin olduğunu ancak ilk başta görüşemediğini ifade etti. Sektördeki tüm reklamcıların zaten aynı kişiyle görüştüğünü öne süren Akün, randevu sağlanamayınca bu durumun yaşandığını, daha sonra ise görüştüğünü belirtti. İzinler gelmediği için zabıtanın panoları indirdiğini dile getiren Akün, bu görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra haziran ayında müracaat ettiği noktanın izninin kasım ayında çıktığını söyledi. Bu ödemelerin ve faturaların gelmesinden sonra resmi sürecin yoluna girdiğini belirten Akün, kasıtlı bir algı yaratılmadığını, sektördeki genel işleyişin bu biçimde olduğunu ve durumu bilerek isteyerek kötü niyetle yapmadığını iddia etti. Emrah Bağdatlı kanalından arandıklarını, kendilerine bir fatura kesileceğini ve bu tutarların ödenmesi durumunda normal çalışma izinlerinin geleceğinin söylendiğini savunan Akün, çaresizlikten parayı gönderdiğini ileri sürdü.

İş İnsanı Hüsnü Akhan rüşvet iddialarını reddetti

Duruşmanın devamında tutuksuz sanık konumundaki iş insanı Hüsnü Akhan kürsüye gelerek hakkındaki iddialara karşı savunma yaptı. Dosya kapsamında kırk altıncı eylem başlığı altında on milyon dolarlık bir rüşvet iddiasının dolaştığını ve bu paranın verilmesine aracılık ettiğinin öne sürüldüğünü belirten Akhan, bu suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini dile getirdi. İddianamede adı geçen kişilerin hiçbiriyle en ufak bir teması veya yazılı, sözlü iletişimi bulunmadığını savunan Akhan, Hatay bölgesindeki konteyner alımlarında rüşvete aracılık ettiği ya da belgelediği yönündeki iddialara da açıklık getirdi. Asoy İnşaat ile inşaat işlerini üstlenmek üzere resmi bir sözleşme imzaladıklarını, bu şirketle öncesinde hiçbir şahsi veya ticari bağlarının olmadığını ifade etti.

İddianamede ismini Adem Soytekin olarak öğrendiği şahısla dahi en ufak bir irtibatının olmadığını, sokakta görse tanımayacağını savunan Akhan, gerçekleştirdikleri ödemelerin tamamen bağış niteliğinde ve faturalı işlemler olduğunu, banka kanalları aracılığıyla aktarıldığını belirtti. Adem Soytekin'in de bu paraların bağış olduğunu daha önce ifade ettiğini hatırlatan Akhan, Hatay'a toplamda yüz yetmiş dört milyon dolar civarında bir deprem yardımı ulaştırdıklarını, suçlamaya konu olan dört milyon dolarlık rakamın bu devasa bütçenin yanında çok cüzi kaldığını vurguladı. Galataport projesinin karşısındaki katlı otoparkın yıkılarak yeşil alana dönüştürülmesi ve otoparkın yer altına alınması hususunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile bir protokol imzaladıklarını, bu konunun eski başkan Kadir Topbaş dönemine kadar uzandığını anlatan Akhan, projenin yaklaşık on milyon dolarlık bir bütçesinin olduğunu söyledi. Ancak kazı çalışmaları sırasında Ceneviz duvarı adında tarihi bir buluntuya rastlandığını, Anıtlar Yüksek Kurulunun çalışmaları durdurduğunu ve bölgenin şu an atıl durumda kaldığını ifade etti.

Duruşma savcısının çapraz sorguda dört adet fatura üzerinden yüz doksan bir milyon liralık paranın Asoy'a bağış adı altında aktarıldığını hatırlatarak bu bağış karşılığındaki işleri takip edip etmediğini sorması üzerine Akhan, iki yüz bir adet prefabrik konut ve konteyner ile çevre düzenlemesi altyapı işlerinin Aşağı Ekinci Mahallesi yirmi dört numaralı parselde eksiksiz olarak bitirildiğini kaydetti. Mahkeme başkanının Hatay'daki geçici konut projesine üç dört milyon dolarlık yatırımla destek olunduğunu hatırlatması üzerine Akhan, durumu onaylayarak valilikten, yerel yönetimlerden ve mülki idareden gelen diğer talepleri de sosyal sorumluluk bilinciyle karşıladıklarını sözlerine ekledi.