8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla yapılan açıklamada lösemi hastalığı, belirtileri, tanı ve tedavi süreçleri hakkında önemli bilgiler paylaşıldı.

Çocukluk çağında en sık görülen kanser türü olan lösemide erken tanı ve tedavinin eksiksiz sürdürülmesinin önemi vurgulandı. Günümüzde çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinde (ALL) beş yıllık yaşam oranının yaklaşık yüzde 90’a ulaştığı belirtildi. Löseminin, kemik iliğinde kan hücrelerinin üretiminden sorumlu hücrelerin anormal şekilde çoğalmasıyla ortaya çıktığı ifade edildi. Bu durumun zamanla sağlıklı kan hücrelerinin yerini alarak vücudun oksijen taşıma, enfeksiyonlarla mücadele etme ve kanamayı durdurma işlevlerini olumsuz etkilediği aktarıldı.

Kan hücrelerinin görevlerine göre lösemi belirtilerinin farklılık gösterdiği, alyuvarların azalmasının solukluk, halsizlik ve çabuk yorulmaya; sağlıklı akyuvarların azalmasının ateş ve sık tekrarlayan enfeksiyonlara; trombositlerin azalmasının ise kolay morarma ve kanamalara neden olabildiği kaydedildi.

Lösemi Belirtileri ve Tanı Süreci

Geçmeyen halsizlik, ateş ve nedensiz morluklar gibi belirtilere dikkat edilmesi gerektiği belirtildi. Ayrıca solukluk, nefes darlığı, tekrarlayan ateş ve enfeksiyonlar, ciltte küçük kırmızı noktalar, burun ve diş eti kanamaları ile kemik ve eklem ağrılarının önemli bulgular arasında olduğu ifade edildi. Çocuklarda topallama veya yürümek istememe gibi belirtilerin de dikkate alınması gerektiği vurgulandı.

Bu belirtilerin her zaman lösemi anlamına gelmediği, ancak şikayetlerin uzun sürmesi, tekrarlaması veya birden fazla belirtinin birlikte görülmesi durumunda hekime başvurulması gerektiği belirtildi. Tanı sürecinin ilk aşamasında yapılan kan sayımının önemli bilgiler sağladığı aktarıldı.

Löseminin Nedenleri ve Tedavi Yöntemleri

Löseminin kesin nedeninin henüz bilinmediği, genetik ve çevresel faktörlerin hastalığın gelişiminde rol oynayabildiği ifade edildi. Bazı genetik hastalıkların, daha önce alınan kemoterapi veya ışın tedavilerinin ve benzen gibi kimyasallara maruz kalmanın risk faktörleri arasında değerlendirildiği belirtildi. Löseminin genellikle anne ve babadan çocuğa geçen bir hastalık olmadığı, ailelerin kendilerini suçlamamaları gerektiği vurgulandı.

Tanı sürecinde öncelikle kan sayımı yapıldığı, şüpheli bulguların varlığında kemik iliğinden örnek alınarak özel incelemeler ve genetik testler gerçekleştirildiği aktarıldı. Bu incelemeler sonucunda hastalığın türünün belirlendiği ve tedavi planının oluşturulduğu ifade edildi.

Çocukluk çağı ALL tedavisinin temelini kemoterapinin oluşturduğu, tedavinin yoğun tedavi, ara idame, yeniden yoğunlaştırma ve idame aşamalarından meydana geldiği belirtildi. İdame tedavisinin genellikle evde veya poliklinik ortamında ağızdan alınan ilaçlar ve belirli aralıklarla uygulanan damar içi tedavilerle sürdürüldüğü, hastalığın merkezi sinir sistemine yerleşmesini önlemek amacıyla bazı ilaçların bel yoluyla da verildiği kaydedildi.

Tedavi süresinin kız çocuklarında yaklaşık 2,5 yıl, erkek çocuklarında ise yaklaşık 3,5 yıl olduğu belirtildi. Löseminin türüne ve hastanın durumuna göre hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapi, ışın tedavisi ve kök hücre nakli gibi farklı yöntemlerin de uygulanabildiği ifade edildi.

Tedavinin Önemi ve Takibi

Tedavi sırasında bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle enfeksiyon riskinin arttığına dikkat çekildi. Ateş yükselmesi durumunda vakit kaybetmeden tedavinin yürütüldüğü sağlık merkezine başvurulması gerektiği belirtildi. Hastanın kendisini iyi hissetmesinin tedaviyi sonlandırmak için yeterli olmadığı vurgulandı.

Özellikle idame tedavisinin eksiksiz tamamlanmasının hastalığın tekrarlama riskinin azaltılması açısından büyük önem taşıdığı ifade edildi. Tedavi sürecinde bitkisel ürün veya besin takviyesi kullanılmadan önce mutlaka hekime danışılması gerektiği hatırlatıldı.

Lösemi tedavisinde son elli yılda önemli bilimsel gelişmeler kaydedildiği, 1960’lı yıllarda yüzde 10’un altında olan çocukluk çağı ALL’de beş yıllık yaşam oranının günümüzde yaklaşık yüzde 90’a ulaştığı belirtildi. Çocukluk çağı AML’de ise bu oranın yüzde 65-75 arasında değiştiği aktarıldı.

Akut lösemide tanıdan sonraki iki yılı hastalıksız geçiren çocukların büyük ihtimalle iyileşmiş kabul edildiği, her hastanın klinik özelliklerinin ve tedaviye yanıtının farklılık gösterdiği, bu nedenle tedavi sürecinin uzman hekimler tarafından bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takibin lösemiyle mücadelede büyük önem taşıdığını belirterek, çocukluk çağı lösemilerinin günümüzde önemli bir bölümünün başarıyla tedavi edilebildiğini vurguladı.