İklim değişikliği ile mücadelede yerel ve ulusal adımların masaya yatırıldığı Ankara İklim Geçişi Forumunda konuşan İklim Değişikliği Başkanı Halil Hasar, "İklim değişikliğiyle mücadelede topyekün hareket etmemiz gerekiyor" dedi.

İklim değişikliği ile mücadelede yerel ve ulusal adımların masaya yatırılacağı Ankara İklim Geçişi Forumu’nun ilk toplantısı Ankara’da bulunan bir otelde gerçekleştirildi. 15 - 16 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek Forum’un ilk gününde, İklim Değişikliği Başkanlığı, Avrupa Birliği Delegasyonu, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, büyükşehir belediyeleri, uluslararası yerel yönetim ve şehir ağları, uluslararası finans kuruluşları, iş dünyası, sivil toplum ve gençlik örgütlerinin yanı sıra üniversiteler, TÜBİTAK ve AB Ortak Araştırma Merkezi’nden bilim insanları yerlerini aldı.

Forum’un açılış konuşmalarını, COP31 İklim Diplomasisi Baş Yetkilisi ve İklim Değişikliği Başkanı Halil Hasar, UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Merino Dominguez, Avrupa Birliği Delegasyonu İşbirliği Bölüm Başkanı Maria Louisa Wyganowski gerçekleştirdi.

İklim Değişikliğinin Gerçekliği ve Mücadele Gerekliliği

İklim değişikliğinin artık yaşanılan bir gerçek olduğunu ifade eden Hasar, "Ben ilk iklim değişikliğiyle ilgili bir konferansı 1999 ya da 2001 arası o tarihlerde, değerli bir hocamız olan iklim bilimci olan o dönemin iklim bilimcilerinden olan ve bir üniversitede de rektörlük yapmış Mehmet Karaca Hoca’yı davet ettim. Bazı veriler ortaya koydu. İstatistiksel olarak değerlendirmeler yapılıyordu. Yani iklim değişikliği var mıdır, yok mudur? Buna istatistiksel olarak bakılıyordu. Ve gelecek dönemde nasıl bir dünyayla karşılaşacağımızı nelerle savaşacağımızı, mücadele edeceğimizi aslında bir yerde orada vermişti. Bu hayaldi yani birçok insan da ne anlatıyor diye eleştirilerde bulunuyordu. Fakat gelin görün ki dünden bugüne yaşadıklarımız artık iklim değişikliğiyle mücadelede topyekün hareket etmemiz gerektiğini kanıtlar bir tablo. Burada yalnızca küresel ortalamalar konuşulmuyor artık iklim. İklim biliminde artık bir kriz olduğunu yüksek sesle herkes dile getiriyor. Bütün ülkeler bunu dile getiriyor, taraflar dile getiriyor. Daha önceden bilim dünyası bunu getiriyordu ama bugün itibariyle bunu artık belediyelerimiz de dile getiriyor. Çünkü en fazla bu mücadelede etkilenen birimler, kurumlar, sahada mücadele veren, altyapısını geliştirmek zorunda olan ve kontrolsüz iklim sonuçlarını kontrollü hale getirmeye çalışan öyle bir altyapı geliştirmeye çalışan belediyelerimiz, şehirlerimiz, yerel yönetimlerimiz artık onlar da bunu konuşmuyor. Bu mücadelenin içerisinde yer almak için elinden geleni yapıyor" ifadelerini kullandı.

Erken Uyarı Sistemlerinin Önemi ve İklim Krizinin Etkileri

Nepal’de yaşanan sel felaketine ilişkin konuşan Hasar, "Nepal’de yaşadığımız sonuçları görüyoruz. Nepal’de erken uyarı sistemiyle erken uyarı dediğimiz de teknolojik erken uyarı değil. Tamamen klasik bizim eskiye dayalı. Problemi önceden görenin aşağıdakine bildirmesi. Bir öğretmen 900 tane öğrencisini bir yerden bir yere hızlı bir şekilde taşıyor ve hayatlarının kurtarıyor. Erken uyarı sistemlerinin aslında ne kadar önemli olduğunu verinin ne kadar iklimle, iklim değişikliğiyle mücadelede ne kadar değerli olduğunu bilimin ne kadar gerçekçi olduğunu aslında kanıtlıyor. Bir mahallede sıcak hava dalgası var. Diğer mahallede yağmurla mücadele var, selle mücadele var. Böyle bir döneme girdik böyle bir gerçek normallerin bile artık değiştiği başka bir dönemde yaşıyoruz" şeklinde konuştu.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün verilerine bakıldığında 2015 - 2025 döneminde 11 yılın ortalamalarına göre tarihin en sıcak 11 yılını yaşadıklarını ifade eden Hasar, açıklamalarına şu şekilde devam etti:

2026 - 2030 dönemlerinde ise en az 1 yılın küresel bir buçuk derece ışığının artacağı ihtimali yüzde 90 var. Normal bir rakam değil, normal bir dönem değil. Şimdi mevcut politikalar sürerse ne olacak? Hiçbir önlem alınmazsa, hiçbir mücadele yapılmazsa bu mücadele bir ülkenin mücadelesiyle olmuyor. Küresel bir mücadele. Topyekun bir mücadeleyi gerektiriyor. Buna baktığımızda yüz yılın sonunda dünyanın ortalama sıcaklığının 3 santigrat derecelere, 2.8 santigrat derece gibi bir değer önümüzde. Bu bazı bölgelerde Türkiye gibi Akdeniz bölgesinde yaşayan Akdeniz bölgesinde konumlanış ülkelerden hatta Orta Doğu’ya indiğimizde bu değerler 2.8 ortalama değil. Çok yüksek, yaşanmayacak değerlere ulaştığını görebiliyoruz. İyi senaryolara göre 3 dereceler kötü senaryolara göre 4 ve 6 santigrat derece gibi ortalamaların olduğu bölgeler olacak. Böyle bir dönem böyle bir süreç içerisindeyiz. Peki bu tabloya baktığımızda ne yapmamız gerekiyor? Önümüzde iki tane ana unsur var. Birçok yan unsur var. Ama iki tane ana unsur var. Birincisi emisyonları azaltacağız. Başka yolu yok. İkincisi ise sadece emisyonları azaltıp beklemeyeceğiz. Orada uyum var, adaptasyon dediğimiz yeni sonuçlara, yeni normallere toplumumuzu bir şekilde adapte edip uyumlandırmamız gerekiyor. Bu sadece toplumsal adaptasyonla ilgili dediğim. Bütün sektörel bazda düşündüğümüzde sektörlerin adaptasyonu var. Ekonomik sektörlerin de adaptasyonu var. Ülkelerin ekonomilerinin bile böyle bir sürece adapte olması gerekiyor."

Türkiye'nin İklim Durumu ve Adaptasyon Çalışmaları

Çok boyutlu bir döneme girildiğini belirten Hasar, zorlu bir sürecin önlerinde olduğunu ifade etti. Hasar açıklamalarına şu şekilde devam etti:

"Türkiye Akdeniz Havzası’nın tam merkezinde yer alması itibariyle 2024 en sıcak yıl. Yani Türkiye ülkemizin kayıtlı tarihindeki en sıcak yıl 2024 oldu. 2025 yılında ise 1964’ten itibaren gelen bir raporlama sürecine baktığımızda en kurak yıllardan biri. Yani biz şeyler konuştuk tabii. Şehirlerde su kıtlığını konuştuk, su problemlerini konuştuk. Belediyeler nasıl bir çözüm arar bunun hesabına girdiler. Farklı Havzalar arası su transferlerinden tutun, sektörel bazlı su tahsislerine, farklı su kaynaklarından su eldesine tutun, yeni projeler, yeni tesislerden tutun. Birçok farklı alternatif ortaya koyuldu. Neden? Uzun dönemli yağış marjına baktığımızda, rejimine baktığımızda yüzde 28 oranında bir kuraklık vardı, azalma vardı, yağış azalması vardı. Tabii dünden itibaren şunu diyebilirsiniz hocam İstanbul’u sel götürüyor. Yağış kuraklık değil. Kuraklık farklı bir şey, yağış farklı bir şey. Bugün yaşadığımız daha farklı bir şey. Bir günde metrekareye eğer 300 kilogram yağış düşüyorsa bu yağış değil. Bu başka bir olay. İklim krizinin iklim problemlerinin iklim değişikliğinin sonuçlarından biri işte bu. Kararsızlık. Neyi yaşıyoruz biz? Yağışı mı yaşıyoruz? Hayır olağan dışı bir durumu yaşıyoruz. Bir taraftan suyu beklerken 3 - 5 ay önce bugün ise yağan yağışı kontrol edemiyoruz, yönlendiremiyoruz. Yer altına infiltre edemiyoruz. Yeraltı suyu yüklemesini yapamıyoruz, destekleyemiyoruz. Hızlı bir akış, hızlı yüzeysel akış, infiltrasyon değerinin daha üstünde yatay bir akış, kontrolsüz bir sel felaketi. Yani bunlar taşkınlar, taşkın kontrolü farklı bir şey. Suyu kontrol etmek farklı bir şey. Bu tür durumlar tabii normal durumlar değil. Artık Türkiye’nin normal iklimi de değişti. Bütün dünyanın normal iklimi değişti. Türkiye’nin de normal iklimi değişti. Bakın ne yapacağız? Bir şeyler yapmak lazım. Bunları söylemek kolay. Ben iklim değişikliği başkanı olarak çıkıp bunları söyleyebilirim. Normal. İyi, hoş söyleriz. Çözüm ne peki? Bugün itibariyle baktığımızda özellikle bir sorumluluk var ortada. Ve biz başkanlık olarak bu sorumluluğu üstlendik."

Bugüne kadar 6 iklim modeli üzerinde durduklarını belirten Hasar, "Her bir modelin önceliği var, yetkinliği olan modeller bunlar. Belirsizlikleri kaldırmak için 6 farklı modelden tek model katmanına dayandırdığımız bir sistem. İkincisi çözünürlük. Çözünürlük yaklaşık olarak bugüne kadar yapılan iklim modellerinde 10 kilometreye çözünürlükte. Yaklaşık olarak 100 kilometre karelik bir alanı tek bir sonuç olarak görüyoruz. 100 kilometre kare. Yani 100 kilometre karelik bir alanda şu tarihte şu kadar miktarda yağış düşme olasılığı yüzde 90 dediğimizde o zaman bu Kızılay’a da düşebilir bu Çubuk’a da düşebilir daha uzak bir yere de düşebilir. Şimdi bu belirsizlikleri ortadan kaldırmak için 3 kilometre çözünürlüğe indirilmiş bir model çalışması var önümüzde. Bu da yaklaşık olarak 9 kilometre kare bir alan demek bir mahalleye indirebildiğimiz bir iklim projeksiyonu demek" ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)’ in uyum açığı raporuna ilişkin konuşan Hasar, "2025 yılında yayınlanmış bir rapor. Raporda çok açık bir şekilde özellikle gelişmekte olan ülkelerin yıllık uyum finansman ihtiyacını ifade ediyor. Yıllık uyum adaptasyon finansman ihtiyacı, mücadele ihtiyacı. Bunun çoğunluğu belediyelere, yerel aktörlere ayrılacak olan para. Bakınız. 310 ile 365 milyar dolar arasında yıllık bugün itibariyle baktığımızda. Peki kamusal finans akışları o yönde ne kadar? 26 milyar dolar. Farkı görebiliyor muyuz? 10 kattan daha fazla. 12 kat, 13, 14, 15 kat. İhtiyaç bu. Peki ne oluyor? Ne yapıyoruz? Bir felaket başımıza geldikten sonra mı? Aklımız başımıza geliyor. Çözüm arıyoruz. O zaman işte bir harcaman gerekirken on beş harcıyoruz. On harcıyoruz. İşte bunları yaşamamak için tamamen bilimsel verilerin kullanılması gerekiyor ve biz bu çalışmaları sadece salonlarda konuşmayacağız. Bunu COP31 de Antalya’da bir örnek olarak bir pilot çalışma olarak herkese bunları göstermeye çalışacağız. Bu çalışmaları da özellikle adaptasyon konusunda bu COP’ un da mottosu olan uygulama COP’u ifadesiyle yola çıkarak bütün taraflarla paylaşmayı planlıyoruz, düşünüyoruz. Bizim eylem gündemimize baktığınızda da adaptasyon ya da uyum ya da bilim bunlar öncelikli konular arkadaşlar. Bunlara çok ciddi önem verdiğimiz bir dönemdeyiz ve bunu bütün taraflarla, bütün ülkelerle bütün paydaşlarla ortak bir şekilde, ortak bir zeminde buluşturarak ama bir konsensus, bir diyaloğu konsensusa dönüştürüp bunu sonunda uygulamaya aktarabileceğimiz bir yapı içerisinde planlıyoruz."