Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Kıbrıs’ta federasyon ve yeni bir ortaklık modelinin gündemlerinde olmadığını belirterek, "Dış politikada artık gelinen nokta sondur. İki egemen eşit devlet, eşit uluslararası statü politikası. Rumlarla yeni bir ortaklık kurma diye bir seçenek yoktur" dedi.
KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul toplantılarının ardından ABD temasları kapsamında başkent Washington DC’de Türk basınıyla bir araya geldi. KKTC Washington Temsilciliği’nde düzenlenen basın toplantısında Ertuğruloğlu, Kıbrıs meselesine ilişkin gelinen aşamayı değerlendirirken, KKTC’nin dış politika yaklaşımı, BM ve Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs sorunundaki rolü, Güney Kıbrıs’ın askeri ilişkileri ve ABD’nin bölgedeki politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kıbrıs Türk halkının uzun yıllardır ambargo ve izolasyon politikalarıyla karşı karşıya bulunduğunu belirten Ertuğruloğlu, buna rağmen KKTC’deki sosyoekonomik şartların birçok ülkeden daha iyi olduğunu söyledi. KKTC’nin içinde bulunduğu durumun uluslararası kamuoyuna farklı şekilde yansıtılmaya çalışıldığını savunan Ertuğruloğlu, "Yıllardır ambargolar altında yaşıyoruz, bildiğimiz gibi. Kıbrıs Türk halkı, çeşitli izolasyon politikalarıyla ezdiriliyor bunaltılıyor. Fakat Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki sosyoekonomik şartlar BM Genel Kurulu üyelerinin yüzde 80’inden daha iyidir" ifadelerini kullandı.
KKTC’nin "sefalet içerisinde" ve "işgal altında" olduğu yönünde bir tablo oluşturulmaya çalışıldığını söyleyen Ertuğruloğlu, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gelen herkes görüyor ki hiç de öyle bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yok. İşgal denebilecek hiçbir görüntü yok" ifadelerini kullandı. KKTC’deki refahın Türkiye ile birlikte oluşturulduğunu vurgulayan Ertuğruloğlu, daha iyi sosyoekonomik şartlara ulaşmanın ise kendilerinin görevi olduğunu belirtti.
Kıbrıs meselesinde yeni ortaklık seçeneği yok
Kıbrıs meselesinin geleceğine ilişkin KKTC’nin dış politika çizgisinin değişmeyeceğini belirten Ertuğruloğlu, iki egemen eşit devlet ve eşit uluslararası statü politikasını vurguladı. Ertuğruloğlu, "Dış politikada artık gelinen nokta sondur. İki egemen eşit devlet, eşit uluslararası statü politikası. Rumlarla yeni bir ortaklık kurma diye bir seçenek yoktur. Bu bitti. Ortaklık olmayı denedik, ortak olmayı denedik 60’ta, 63’te. Sonunda başımıza ne geldiğini yıllardır yaşıyoruz" dedi.
Rum tarafının yaklaşımının değişmediğini savunan Ertuğruloğlu, uluslararası toplumun mevcut tutumunun da bu yaklaşımı cesaretlendirdiğini ifade etti. Güney Kıbrıs’ta düzenlenecek kuruluş yıl dönümü törenlerine Amerikan, İngiliz ve Fransız askerlerinin de katılacağını belirten Ertuğruloğlu, İsrail ile gerçekleştirilen askeri iş birliklerine de dikkati çekti. Adada bundan sonraki ilişkinin yeni bir ortaklık yerine iki devlet arasında komşuluk temelinde şekillenebileceğini belirten Ertuğruloğlu, "Artık adada komşuluk ilişkileri olabilir" ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplumun Rum tarafına adanın tek meşru devleti olarak yaklaşmaya devam ettiği sürece mevcut tutumun değişmesini beklemediğini söyleyen Ertuğruloğlu, "O yüzden ben diyorum ki mevcut statüko çözümdür, defacto çözümdür: İki komşu egemen eşit devlet" dedi.
BM ve Güvenlik Konseyi’nin rolü
KKTC’nin bundan sonraki önceliğinin iç politikada daha güçlü bir yapı oluşturmak olması gerektiğini söyleyen Ertuğruloğlu, "Bu ortamda bizim görevimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletini daha mutlu yarınlara götürecek görevlerimizi yerine getirmektir. Görevimiz iç politikalardır yani arkadaşlar, dış politikalar değil. Dış politikada yolumuz belli" ifadelerini kullandı. Kıbrıs meselesinin yalnızca Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasındaki bir mesele olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Ertuğruloğlu, "Kıbrıs meselesi ulusal bir davadır. Türk ulusunun bir davasıdır" dedi.
BM Genel Kurulu kapsamındaki temasları ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşme gerçekleştirip gerçekleştirmediğine ilişkin yöneltilen soruyu yanıtlayan Ertuğruloğlu, bu yıl Cumhurbaşkanı’nın Genel Sekreter ile yaptığı görüşmeye katılmadığını belirtti. Daha önce New York’ta gerçekleştirilen görüşmelere katıldığını ifade eden Ertuğruloğlu, "Bu yıla kadar New York’a geldiğimiz cumhurbaşkanlarıyla Genel Sekreter ile yapılan her görüşmede yer aldım. Bu sene girmemeyi tercih ettim. Onun nedenlerine girmek istemiyorum" dedi.
BM Genel Sekreteri’nin kişisel yaklaşımından bağımsız olarak Güvenlik Konseyi tarafından belirlenen çerçevenin dışına çıkamayacağını savunan Ertuğruloğlu, "Genel Sekreter ile görüşmelerin çok da abartılmaması gereken görüşmeler olduğunu söylemem gerekir. Genel Sekreter tabii çok değerli bir beyefendi, çok iyi bir insan, iyi niyetli, Türkiye’ye yakın. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la çok iyi bir dostluğu var. Ama Genel Sekreter’in problemi, Güvenlik Konseyi’nin sadece üst düzey bir bürokratıdır. Güvenlik Konseyi’nin çizdiği parametrelerin dışına çıkabilecek olan bir bürokrat değil" ifadelerini kullandı.
Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs meselesine yaklaşımının değişmesi gerektiğini savunan Ertuğruloğlu, "Güvenlik Konseyi’nin, o beş daimi üyenin, 64’te yaptıkları hatayı düzeltecek yeni bir karar alma aşamasına gelmeleri halinde ancak Kıbrıs’ta BM’nin sorunun çözülmesine yönelik bir rol üstlenebileceğini düşünebiliriz" dedi.
Rum tarafına "Kıbrıs devleti", Kıbrıs Türk tarafına ise "toplum" muamelesi yapıldığı sürece olumlu bir gelişme beklemediğini belirten Ertuğruloğlu, Güvenlik Konseyi kararlarının niteliğine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Ertuğruloğlu, Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanımaması ve KKTC’ye Büyükelçi atamasını örnek göstererek, BM kararlarının uygulanmasına ilişkin uluslararası yaklaşımı eleştirdi. İslam İşbirliği Teşkilatı ve Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki ilişkiler konusunda da konuşan Ertuğruloğlu, farklı ülkelerin büyük güçlerle olan ilişkilerinin KKTC’ye yönelik tutumlarını etkilediğini savundu. Ertuğruloğlu, "Güvenlik Konseyi üyelerinin hatalarını düzeltme gereği hissetmedikleri sürece Kıbrıs konusunda ne müzakere bekleyin ne müzakerede yansıtılacak herhangi bir temasla Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir netice bekleyin. Mümkün değil" dedi.
KKTC’nin mevcut politikasından geri adım atmayacağını belirten Ertuğruloğlu, "Mevcut durum çözümdür. Bundan geri adım atma gibi bir lüksümüz yoktur. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni daha iyi bir geleceğe götürmek görevimizdir. Ve anavatanımızla adım adım beraber hareket edeceğiz. Başka bir yol yok" ifadelerini kullandı.
Adadaki askeri dengeler ve bölgesel gelişmeler
Güney Kıbrıs’ın İsrail başta olmak üzere çeşitli ülkelerle geliştirdiği askeri ilişkilerin adadaki güvenlik dengelerine etkisine ilişkin soruyu yanıtlayan Ertuğruloğlu, İsrail’in Güney Kıbrıs’taki artan etkinliğinden duydukları rahatsızlığı dile getirdi. Ertuğruloğlu, "Biz tabi ki İsrail’in Güney Kıbrıs’ta bu kadar etkin bir konuma düşmesinden pek memnun değiliz. Bu, adanın güvenliğini sıkıntıya sokan bir ilişki" dedi.
İsrail’in bölgedeki politikalarına yönelik sert eleştirilerde bulunan Ertuğruloğlu, Türkiye-İsrail ilişkilerinin de özellikle Gazze’deki gelişmelerin ardından ciddi şekilde kötüleştiğini ifade etti. KKTC’nin bölgesel gelişmelere rağmen güvenlik konusunda endişe taşımadığını belirten Ertuğruloğlu, bunun nedenini Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadaki varlığı ve Türkiye’nin garantörlüğü olarak gösterdi. "Biz de ateş çemberi içerisinde olmamıza rağmen güvenliğimizden endişe duymayan bir halkız. Bir tek nedeni var: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadaki mevcudiyeti ve ana vatan Türkiye’nin garantörlüğü" diyen Ertuğruloğlu, Güney Kıbrıs’ın İsrail ile ilişkilerinin yanı sıra Fransa ile yaptığı anlaşmalar, ABD’nin silah satışları ve askeri eğitim faaliyetleri ile İngiltere’nin adadaki üsleri üzerinden yürüttüğü politikaları da eleştirdi. Ertuğruloğlu, "Bütün bunlar adada huzuru sağlayıcı değil, bozucu gelişmeler. Ama tabii ki bunlara karşı anavatan Türkiye’nin alması gereken her türlü tedbiri aldığını da bilmeniz lazım. Yani adada bir denge vardır, askeri bir denge vardır. Türk askerinin mevcudiyetiyle sağlanan bir denge vardır" dedi.
Güney Kıbrıs’ın askeri alanda attığı adımlara karşı dengenin korunması amacıyla gerekli tedbirlerin alındığını ifade eden Ertuğruloğlu, Türk askerinin adadaki varlığının Rum tarafına yönelik bir tehdit değil, caydırıcı bir unsur olduğunu vurguladı.
ABD ile ilişkiler ve arabuluculuk yaklaşımı
ABD’nin Güney Kıbrıs’a yönelik askeri desteğine ilişkin Washington’daki temaslarında bu konuyu gündeme getirdiğini açıklayan Ertuğruloğlu, Amerikan tarafına yönelttiği soruları da paylaştı. Ertuğruloğlu, "Amerikalılara da soruyoruz. Burada yine sordum: ‘Siz bu insanları niye, ne yapsınlar diye yetiştiriyorsunuz. Bu eğitimin amacı nedir. Hedefi nedir. Bizimle savaşmaları için mi eğitiyorsunuz. Bize karşı kullansınlar diye mi silah satıyorsunuz.’ Tabii doğru dürüst cevap verdikleri yok" ifadelerini kullandı.
KKTC ile uluslararası aktörler arasındaki temaslarda Türkiye’nin belirleyici olduğunu söyleyen Ertuğruloğlu, "Bizimle niye muhatap oluyorlar? Bizi çok saydıklarından, önemsediklerinden değil. Türkiye faktöründen dolayı. Arkamızda Türkiye var diye bizimle muhatap oluyorlar" ifadelerini kullandı. Ertuğruloğlu, "Her zaman söylüyoruz: Güçlü Türkiye, güçlü KKTC. Bizim gücümüz Türkiye’mizin gücü kadardır" dedi.
ABD’nin KKTC ile Güney Kıbrıs arasında bir arabulucu rolü üstlenip üstlenemeyeceğine ilişkin soruya da yanıt veren Ertuğruloğlu, KKTC’nin herhangi bir ülke ya da uluslararası aktöre arabuluculuk görevi verilmesine sıcak bakmadığını söyledi. Ertuğruloğlu, "Biz herhangi birini arabulucu diye kabul etme durumunda değiliz. Arabuluculuk başka bir iştir. Tehlikeli bir boyuttur arabuluculuk kabul etmek. Bizim güvenebileceğimiz bir tek aktör vardır: Türkiye" dedi.
Türkiye dışında hiçbir aktör veya örgütle "güven temelinde" ilişki kurmayacaklarını ifade eden Ertuğruloğlu, ABD’ye yönelik düşmanca bir yaklaşımları bulunmadığının da altını çizdi. ABD’nin Türkiye’nin stratejik ortağı olarak kabul edildiğini ancak ikili ilişkilerde bu tanıma uymayan gelişmelerin de yaşandığını belirten Ertuğruloğlu, "Bizim ne Amerika’ya ne herhangi bir ülkeye düşmanca bir yaklaşımımız da yok. Rum’a bile yok. Ama bu teslim bayrağı çektik anlamında da değil. Kendimizi koruma görevini de yapmaya çalışıyoruz ana vatanımızın yardımıyla" ifadelerini kullandı. BM Genel Sekreteri dahil herhangi bir aktörün arabulucu olarak kabul edilmesine karşı olduklarını vurgulayan Ertuğruloğlu, "BM Genel Sekreteri’nin görevi iyi niyet misyonudur. Arabulucu değil. O çok tehlikeli bir adım" dedi.
Arabuluculuk mekanizmasının taraflara öneri sunulması ve bunun kabulünün beklenmesi sonucunu doğurabileceğini savunan Ertuğruloğlu, "Arabuluculuk kabul etme asla bizim bildiğimizde yoktur" ifadelerini kullandı. ABD’deki Yunan, Yahudi ve Ermeni lobilerinin etkinliğine de değinen Ertuğruloğlu, buna rağmen Washington’a düşmanca yaklaşmadıklarını belirtti.
Kıbrıs Türk halkının kimliği ve Türkiye ile ilişkiler
Kıbrıs Türk halkının Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Ertuğruloğlu, "Biz de Türk milletinin kopmaz bir parçasıyız. Biz hasbelkader Kıbrıs adasında yaşayan Türkleriz. Bu adaya aydan gelmedik, ana vatandan geldik yıllar önce dedelerimiz, ninelerimizle" dedi.
Ertuğruloğlu, "Kıbrıslı diye bir millet yok. Türk milleti vardır. O milletin kopmaz bir parçasıyız. Kıbrıs adasında yaşıyoruz. Türk olmanın verdiği sorumluluğu taşımak mecburiyetindeyiz. Bizleri başka yerlere çekmeye çalışan aktörler var her zaman. Uyanık olmak zorundayız" ifadeleriyle sözlerini tamamladı.
Foto Galeri (2 fotoğraf)
Kaynak: İHA




