Türkiye-Almanya arasında 1961 yılında imzalanan İşgücü Anlaşmasının ardından Almanya’ya çalışmak için giden ilk kuşak Türklerin "birikim yaparak memlekete döneceğiz" hayali, yıllar içerisinde yerini gurbette kurulan yeni bir hayata bıraktı. 56 yıl önce Almanya’ya gelen Emin Acar, babasının ve dönemin gurbetçilerinin köylerine ev yapacak birikimi yaparak memlekete dönme hayallerinin dönüşü olmayan bir göç hikayesine dönüştüğünü anlattı.
Türkiye ile Almanya arasında 30 Ekim 1961 tarihinde imzalanan İşgücü Anlaşması’nın ardından binlerce Türk vatandaşı çalışmak amacıyla Almanya’ya gitti. Başlangıçta para biriktirerek Türkiye’ye dönme hayalleri kuran işçilerin birçoğu, zamanla Almanya’da ailelerini ve yaşamlarını kurdu. 56 yıl önce çocuk yaşlarda Almanya’ya gelen Emin Acar, babasının ve dönemin gurbetçilerinin köye ev yapmak, arsa almak ve birikimlerini tamamladıktan sonra memlekete dönmek amacıyla çıktıkları yolculuğu anlattı. Acar, ilk yıllardaki dönüş düşüncesinin zaman içerisinde nasıl değiştiğini ve Almanya’da kurulan hayatın bu sürece etkisini aktardı. Almanya’da balıkçılık yapan Murat Kazar ise gurbetçilerin yaşadığı vatan hasretine ve Almanya’ya uyum sürecine ilişkin anılarını paylaştı. Kazar, Kemal Sunal’ın başrolünde yer aldığı Polizei filminin kendi dükkânında çekildiğini ifade etti.
İlk Kuşağın Dönüş Hayalleri ve Yaşam Koşulları
56 yıl önce çocuk yaşlarda Almanya’ya geldiğini ifade eden Emin Acar, "5 yaşında geldim buraya. 1970’den beri Berlin’de yaşıyorum. Babam 1969 yılında geldi. Sonrasında da bütün aileyi getirdi. O dönemde Türkler, getto derler ya Kreuzberg’de yaşıyorduk. Eski evler vardı o zaman. Sobalı evler vardı. Hatta tuvaletler bile içerde değildi. Ortak kullanım vardı. Yani ilk geldiğimizde sorunlarımız oldu. İlk gelenlerin hemen hepsi babam da dahil köyüne dönmek istiyordu. Burada biraz sermaye yapıp köye bir ev yapmak istiyorlardı. Tabii ilk gelenlerde o zamanlar aileler daha sağlamdı şimdiye nazaran. Abime yardım edeyim, kardeşime yardım edeyim, amcama yardım edeyim derken 10 sene böyle geçti. Sonra da Türkiye’den arsa alayım, tarla alayım, ev yapayım derken de bir 10 sene geçti. Yani 70’ten gelenler artık 90’larda artık geri dönemeyeceklerini anladılar. Sonra çocuklar burada evlendi. Çocuklar da burada evlenince torunlar oldu. Bizim babalarımız emekli oldular ama gidemediler Türkiye’ye. Gitse bile 3-5 ay kalıp geliyorlar" dedi.
Trafik ışıklarını ilk gördüğünde şaşkınlık yaşadığını aktaran Acar, "İlk geldiğimde bana en ilginç gelen trafik lambaları oldu. Görmemişiz tabi. Duruyorsun, bekliyorsun. Bir de başkente gelmişsin. Alışveriş yerleri var. Her şey bize değişik bir dünya gibi geldi. Almanları ilk kez görüyoruz. Onların konuşmaları, yaşantıları bize çok değişik geldi" diye konuştu.
Almanca Eğitimi ve Sosyal Uyum Süreci
İlk yıllarında adaptasyon süreci için Almanca eğitimleri verildiğini aktaran Emin Acar, "İlk geldiğimizde bizi hazırlık sınıfına aldılar. Babalarımız, annelerimiz geldiklerinde dil kursları görmediler. İşe gidip geliyorlardı. Orada bile Türkçe konuşuyorlardı. Mahalleye geliyorlar Türkçe. Onların dil öğrenme şansı çok olmadı. Biz hazırlık sınıfına başladık. İlk geldiğimizde Türkçe dersleri vardı. Alman sınıfına almıyorlardı hemen. 4-5 sene iyice Almancayı öğrendikten sonra seni Alman sınıfına veriyorlardı. Biraz da bende müzisyenlik ruhu vardı. Ben insanlarla konuşmayı, yakınlaşmayı seviyordum. Bizim Türklerden bazılarının 90’lara kadar Almanlarla pek irtibatları, konuşmaları yoktu. 90’dan sonra ticarete atılanlar, devlet dairelerine gidip gelenler yavaş yavaş Almanlarla iletişim kurmaya başladı" şeklinde konuştu.
"İlk gelenler cami sıkıntısı çekiyordu. İlk olarak Şehitlik ardından da Mevlana Camii açıldı" diyen Acar, "Biz de evde tamamen Türkçe konuşuyorduk. İlk gelenler örfünü adetini yaşıyordu. İlk gelenler cami sıkıntısı çekti. İlk olarak Şehitlik Camii açıldı. Sonrasında Kreuzberg’de Mevlana Camii açıldı. Ondan sonra millet, Almanya’da oturum hakkı alınca işyeri açabildiler. O oturumu da almak için en az 10 sene yaşayıp suça bulaşmaman gerekiyordu. Süresiz oturumu aldıktan sonra iş yapabiliyordu. O zamana kadar 10 sene burada kimse kendi üzerine iş yapamıyordu" dedi.
Kreuzberg ve Göçmenlerin Yerleşimi
İlk yıllarda gelen Türk vatandaşlarının Berlin’in Kreuzberg bölgesine yerleştiğini aktaran Acar, "Kreuzberg, çoğunlukla Türkiye’den gelenlerle dolu. Ben Erzincanlıyım. Örneğin gelenlerden biri de Erzincanlı. Senin nerede oturduğunu soruyordu. Sonrasında ise aynı yerde ev tutuyordu. O zamanlarda ev tutma şartları daha hafifti. Şimdi kimse Almanya’da ev bulamıyor. Talep çok. En büyük sorun da o. Eskiden de diyelim Kreuzberg’de oturan bir şahıs, bir aile Alman ailelerin oturduğu alana taşınamıyordu. Oradan da buraya gelemiyorlardı. Öyle bir ambargo vardı. Eskiler bilir. 90’lara kadar böyleydi. Almanya birleşince bu ambargoyu kaldırdılar" diye konuştu.
Almanya’da ikamet edecek ev bulmanın sorun olduğunu ifade eden Acar, "65 yıl önce Türkiye’den gelen insanlar zaten fakirdi. Köyden ve bir şeyi olmayan insanlar geldi. Şu anda zaten Türkiye’de her şey mevcut. İyi bir mesleğin varsa, iyi bir konumun varsa ben buraya gelmem. Ev bulmak sorun. Almanya’ya geldiğin zaman diplomanı tanıtacaksın. Dili bilmiyorsun. Okuyan kişi gelse de burada zorluk çekiyor. İş adamı da olsa kim gelirse gelsin" şeklinde konuştu.
Birikim yapmak hayali ile çıkılan gurbet yolculuğunun dönüşü olmayan yeni bir yaşama döndüğünü aktaran Acar, "Vatan hasreti her zaman var insanlarda. Eskiler ilk geldiklerinde ev alalım, tarla alalım dönelim istiyorlardı. Artık dönemeyeceklerini anladıklarında torunlarının torunu oldu. Artık emekliler ne yapıyor. Gidiyorlar Türkiye’ye 5 ay kalıp geliyor. Dönemiyorlar. Çünkü gerçekçi olmak lazım. Adam 60-70 senedir burada. Bütün çevresi burada. Türkiye’ye de alışamaz. Zaman geçmiş 60-70 sene geçmiş. Orası da değişmiş. Artık bıraktığı arkadaşları yok" dedi.
2000’li yılların ardından Türk konsolosluğu ve Büyükelçiliğin kültürel etkinliklerinin arttığını ifade den Acar, "Burada şu anda konsolosluğun, büyükelçiliğin çalışmaları var. 2000’den sonra çoğaldı. Etkinlikler var. Saz kursları var. Sosyal faaliyetler var. Şimdiki gençler daha şanslı. Türkiye’den sanatçılar geliyor. Tiyatrolar düzenleniyor. Yeniler daha şanslı bize göre. Gönlümüz her zaman ülkemizde. İnşallah ülkemiz daha da iyi bir konuma gelir" diye konuştu.
Gurbetçi Anıları ve Almanya’daki Türk Mahallesi
2009 yılında Almanya’da yaşayan ağabeyinin yanında çalışmaya gelen Murat Kazar ise, "Ben 2009’dan beri buradayım. Benim abim burada işyeri açtı. Abimin işyerinde balık konusunda eleman eksiği vardı. Burada balık alanında işçi bulması zordu. Abim 200 yılında evlilik yaparak gelmişti. Mesela buradaki en büyük zorluk dil yönünden zorluk çekmişler. İlk gelen aileler, burada bayağı zorlanmışlar. Dil bilmiyorlar, yol bilmiyorlar. İşten eve şeklinde yaşamışlar. Burada 60’lardaki anlaşma sonrasında Berlin’e gelen insanları Kreuzberg’e toplamışlar. İlk gelenler zamanında duvar vardı. Bu tarafa yerleşmişlerdi. O günlerde Kreuzberg, anlattıklarına göre çok kötü bir durumdaymış. O dönemde gelen Türkleri buraya yerleştirmişler. İnsanlarımız da buraya adapte olmuşlar. Kreuzberg’den başka bir yere gidememişler" dedi.
Kazar, konuşmasının devamında, "Zaman geçtikçe bakkallar açılmış, marketler açılmış. O zamanlar ufak marketler, ufak manavlar açmışlar. Genelde bütün tabelalar burada Türkçe. Sen Türk olduğun için, Türk’ün yeri belli olsun diye hem Almanca hem Türkçe oluyor tabelalar. Ben aşağı yukarı 15 yaşımdan beri bu mesleğin içerisindeyim. Benim babam da benim ustam. Yaklaşık 30 senedir bu işin içerisindeyim. Daha önce ben Ankara’da bu işi yapıyordum. Türkiye’de çekirdekten yetişme bir esnaf olarak bu zamana geldim. Şimdi vatan hasreti nasıl oluyor biliyor musun? Orada doğup büyüyen insanın vatan hasreti bitmez. İster istemez çekiyor. Ama burada yetişmiş insanlarımız, burada doğan insanlarımız o derece adapte olamıyorlar. Ama orada doğup büyüyen insanlar için ister istemez çekiyor. Gidiyoruz tabii ki. Benim ailem burada olmadığı için özellikle gidip geliyorum. Ama ailesi burada olan 3. nesile kadar ister istemez orada yetiştikleri için hasretlik çekiyorlar" şeklinde konuştu.
Kreuzberg bölgesinde Almanca’ya ihtiyaç duyulmadığını ifade eden Kazar, "Burada adaptasyon, buraya geldiğin zaman mecbur seni Almanca kursuna yolluyorlar. Burası Türk mahallesi. Kreuzberg’de fazla Almanca’ya ihtiyaç duymuyorsun ama ister istemez yaşadığın için onların dilini bilmek zorundayız. Burası zaten küçük İstanbul. Burası seneler öncesinden, Kreuzberg Küçük İstanbul olarak geçiyor" dedi.
"O dönemde burası gazete bayisi idi. O gün tesadüf Kemal Sunal’ın burada böyle bir anısı oluyor" diyen Kazar, "Kemal Sunal’ın burada özellikle bir film çevirmesi Türkiye için de büyük bir gurur. Benim şu an ki çalıştığım bu yerde şu karşı pencerede çekiliyor. Burası şu an balıkçı ama o dönemde gazete bayisi idi. Gazete bayisi olduğu için o dönemde tesadüf olarak Kemal Sunal buradan geçerken bu pencereye geliyor. O dönemde dükkanın içerisine giriş yoktu. Sadece dışarıdan satış yapılıyordu. O sırada da rahmetli Kemal Sunal buradan geçerken bir tane gazete istiyor ve o şekilde bir anısı oluyor" ifadelerini kullandı.
Foto Galeri (3 fotoğraf)
Kaynak: İHA




