İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler kürsüsünden geçtiğimiz günlerde yaptığı konuşmada çağrı cihazı gösterip, Lübnan’da gerçekleştirilen terör eylemlerine atıfta bulunarak tüm dünyayı tehdit etmesi, kişisel verilerin güvenliği ve çalınan kişisel verilerin terör eylemlerinde kullanılabileceği gerçeğini ortaya koydu.
Kişisel veri güvenliğinin son dönemde hayati önem taşıdığını belirten uzmanlar, 2024’te Lübnan’da gerçekleştirilen terör eylemlerinin ardından kişisel verilerin korunması gerektiğini vurguladı. Uzmanlar geçtiğimiz dönemde İstanbulkart aracılığıyla İstanbullunun çalınan verilerinin terör eylemlerinde kullanılabileceğini ifade etti.
İsrail tarafından 2024 yılında Lübnan’da telsiz ve çağrı cihazlarının patlatılması suretiyle düzenlenen terör saldırıları 42 kişinin ölümü ve yüzlerce kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanmıştı. Bu terör eylemleri henüz dünya hafızasında tazeliğini korurken İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler kürsüsünde yapmış olduğu konuşma sırasında çağrı cihazını göstererek adeta tüm dünyayı tehdit etmesi büyük tepkiyle karşılanmıştı.
İsrail’in kişisel verileri kullanarak uzaktan suikastlar düzenleyebilmesi akıllara kişisel verilerin gizliliğinin önemini bir kez daha getirdi. Bu konuyla ilgili araştırmalar yapan Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, İsrail’in Lübnan’da gerçekleştirdiği terör saldırılarının ardından her türlü veriyi kullanarak dünyada herkese saldırı gerçekleştirebileceğini ifade etti.
Yine konuyla ilgili uzmanlardan Dijital İletişim Koordinatörü Ümit Sanlav, telefona indirilen bir uygulama sonucunda kötü niyetli odaklar tarafından tüm bilgilere hakim olabileceği bir seviyeye gelindiğini dile getirdi. Sanlav, özellikle İBB tarafından organize edilen ulaşım kart uygulamasında tüm bilgilerin alınıp kimliği belli olmayan birilerine satıldığını ifade ederek, bu bilgilerin İsrail’in bile elinde olabileceğini söyledi.
İstanbulluların verilerinin iki ülkeye aktarıldığı iddialarının son derece vahim olduğunu dile getiren Iyaz Çimen, İstanbullunun kişisel verilerinin satılması olayı her ne kadar iddia aşamasında olsa da kime gittiği ve nasıl kullanılacağı soruları ciddi olarak insanı endişelendirdiğini ifade etti.
Netanyahu’nun BM konuşması ve terör saldırıları
Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun BM Genel Kurulu’nda eline çağrı cihazı alarak Hizbullah’a yönelik 2024’teki saldırılara yaptığı göndermeyi değerlendirdi. Kırık, söz konusu açıklamaların teknoloji ve istihbarat güvenliğinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirterek, yerli ve milli teknolojilerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
"Netanyahu elindeki cihazı delegelere göstererek, ’Çağrı cihazlarını hatırlıyor musunuz? Hizbullah’ın onları çok iyi hatırladığını söyleyebilirim’ ifadelerini kullanması üzerinde titizlikle durulması gerektiği bir durum olduğunu söyledi. Netanyahu bu sözlerle, İsrail’in 2024’te Hizbullah’a karşı çağrı cihazları ve telsizlere yerleştirilen patlayıcıların uzaktan infilak ettirildiği saldırıya gönderme yaptı."
Kırık, Netanyahu’nun konuşmasında ciddi bir gönderme yaptığını belirtirken, açıklamasının tüyler ürperten cinsten olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Kırık, "Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapmış olduğu açıklama hakikaten tüyler ürpertici cinsten. Çünkü aslında ciddi bir gönderme yaptı. Bildiğiniz üzere Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda söz alarak başlayan ve daha sonraki süreçte çağrı cihazlarını tüm kamuoyuna gösteren bir açıklama gerçekleştirdi. Bu çağrı cihazlarını hatırlıyor musunuz? Hizbullah çok iyi hatırlar şeklinde bir açıklama yaptı. Hemen iki sene önceye gitmemiz lazım aslına bakarsanız. Biliyorsunuz iki sene önce de 17-18 Eylül’de Lübnan’da çağrı cihazları ve telsizler patlamıştı. Bu çağrı cihazlarının çok ciddi bir şekilde bir sinyal gönderilerek patlatıldığı ortaya çıkmıştı ve bu eş zamanlı bir şekilde gerçekleştirilmişti. Burada aslında Mossad ve Birim 8200’ün payı olduğu daha sonra ortaya çıktı. Zaten Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bu göndermeyi Binyamin Netanyahu’nun yapması da açıkçası bu sürecin arkasında kendilerinin olduğunu açık ve net bir şekilde gözlerin önüne serdi, gösterdi diyebiliriz" diye konuştu.
Teknoloji ve istihbarat güvenliği
Prof. Dr. Kırık, Netanyahu’nun cep telefonlarını kast ederek, ‘O elinizdeki cep telefonları İsrail’in bir parçası’ söylemini hatırlatırken, bunun tarihi bir itiraf olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Kırık, "Tabii bu çağrı cihazları, telsizlerin patlatılmasının arkasındaki olay araştırıldığında çok vahim bir tablo ortaya çıkıyor. Biliyorsunuz Hizbullah burada akıllı telefonları, tabletleri kullanmamasının sebebi sinyal istihbaratına yakalanmasınlar, elektronik olarak istihbarat toplamasın İsrail diye gerçekleştiriyorlar ve bundan kaynaklı analog sistemlere dönüyorlar. Fakat burada da bu cihazların içerisine pentaeritritol tetranitrat dediğimiz bir patlayıcı yerleştirdiklerini görüyoruz. Daha sonra belli bir frekans ve sinyal gönderimi ile birlikte eş zamanlı bir şekilde bir çağrının geldiği ve daha sonraki süreçte bütün Hizbullah üyelerinin tabii ki bu mesajı bakmak için cihazı ellerine almasıyla patlatıldığını görmüştük. Bundan yaklaşık bir sene sonra yine Kudüs’te Binyamin Netanyahu’nun bir açıklaması vardı. Amerika’dan gelen eyaletlerden gelen milletvekilleri ve kamuoyuna yapmış olduğu bir açıklama vardı. Hatta şu soruyu sormuştu, ‘Cep telefonunuz var mı? İşte o elinizdeki tuttuğunuz cep telefonları İsrail’in bir parçası" demişti. Yani bu 17-18 Eylül saldırılarından yaklaşık bir yıl sonra bu açıklamayı yapmıştı. Bu bir tarihi itiraftır. Yani zaten telefonların kendi kontrollerinde olduğunu söylemesi ki çoğunun menşeinin aslında Amerika Birleşik Devletleri olduğunu da söyleyebiliriz, bunu tarihi bir itiraf olarak tüm kamuoyuna sunmuştu" ifadelerini kullandı.
Prof Dr. Kırık, teknolojinin istihbarat faaliyetleri açısından çok önemli olduğunu belirtirken, yerli ve milli teknolojileri kullanarak istihbaratın dışarıya sızmaması gerektiğini ifade etti. Kırık, "Şimdi artık biliyorsunuz, nasıl ekonomi önemliyse teknoloji de bir o kadar önemli. Teknolojiyi elinde bulunduran ülkeler çok rahat bir şekilde istihbarat, dinleme, izleme ve takip etme faaliyetleri yürütebilirler. Bildiğiniz üzere bizlerde de aynı durum söz konusu. Yani bizler de bu teknolojiyi kullanıyoruz, işte Amerikan menşeili cihazlar kullanıyoruz, Çin menşeili cihazlar kullanıyoruz, Kore menşeili cihazlar kullanıyoruz. Bir de akıllı telefonlar, akıllı televizyonlar giderek yaygınlaşmaya başladı. Yapay zekâ biliyorsunuz önüne geçilmez, freni patlamış bir kamyon gibi ilerlemeye başladı. Bu aslında insanlık açısından da ciddi bir risk. Yerli ve millî teknolojilerin ne kadar önemli olduğunu görmüş oluyoruz. Zaten bizim biliyorsunuz yani hani bizim ULAK dediğimiz bir sistemimiz var. Bu sistemi kullanıyoruz. Yani özellikle ordumuzun kendi telsizlerini, çağrı cihazlarını kullanıldığını görüyoruz. Bunlar da ASELSAN tarafından gerçekleşiyor. Bu son derece kıymetli. Niye? Çünkü istihbaratın bu noktada dışarıya gitmemesi gerekir, içeride kalması gerekir. İşte bunu çok rahat bir şekilde bu ULAK dediğimiz sistem aracılığıyla gerçekleştirebiliyoruz. Yani kendi sistemimiz söz konusu. Özellikle biliyorsunuz askeri muhaberat konusu hepsinden çok daha önemlidir. Tabii ki kullanıcı güvenliği de son derece önemlidir ama kullanıcı güvenliği için de aynı şekilde ASELSAN’ın biliyorsunuz yerli telefon üretimine yönelik çalışmaları var. Çünkü teknoloji ne kadar yerlileşirse o kadar fazla dışarıya istihbarat akışı engellenmiş olur. Bizim için de bu çok önemlidir" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Kırık yerli ve milli teknolojilerinin gelişmesi gerektiğini altını çizerken, bu teknolojilere bir an önce dönülmesi gerektiğini vurguladı. "Yerli milli teknolojilerin gelişmesi, çağrı cihazları, işte telsizler, tabletler, bilgisayarlar ve biliyorsunuz kendi işletim sistemlerimizin kullanılmaya başlanması istihbarat konusunda da elimizi güçlendirmiş olacak. Çünkü görüyorsunuz artık bu akıllı cihazlar millî bir güvenlik sorunu oluşturmaya başladı. Çünkü bugün artık hem dijital istihbarat açısından olsun hem teknoloji şirketleri açısından olsun ne yazık ki bu tarz dijital veriler dijital profilleme oluşturuyor. Biz ne kadar hani sınırlamaya çalışsak da kendimizi, uygulamalara verdiğimiz erişim izinleri ve ne yazık ki kullanıcı sözleşmelerinde yer alan birtakım açıklar ciddi problemleri beraberinde getiriyor. Ama bu açıdan bakmamak lazım. Şöyle bakmak lazım, hani atalarımız şöyle bir söz söylemiş, ‘Zararın neresinden dönersen kardır’ Ne kadar hızlı bir şekilde bu teknolojiye, yerli millî teknolojiye adapte olabilirsek o kadar fazla kendimizi korur ve güvende hissetmiş oluruz" dedi.
Teknolojik cihazların riskleri ve veri güvenliği
Konuya ilişkin açıklama yapan Dijital İletişim Koordinatörü Ümit Sanlav ise, "2024 yılında Lübnan’da çağrı cihazlarına eş zamanlı bir saldırı gerçekleştirildi. Bu bize neyi gösterdi? İnternet erişimi olan her türlü teknolojik cihazın içerisine yerleştirilen casus yazılımlarla bu cihazların yönetimini bu yazılımı yerleştiren kişilerin eline verebiliyoruz. Bu da bütün teknolojik cihazların bizim için ne kadar riskli ve tehlikeli olduğunu ortaya koydu. İnternet erişimi olan bütün teknolojik cihazların aslında bir bombaya bile dönüşebileceğini ve bizim için ne gibi sakıncalara sebep olabileceğini, ne gibi sorunlar teşkil edebileceğini aslında bu saldırı ile anlamış olduk. İnternet erişimi olan bütün cihazlarda aslında sadece casus bir yazılımla bomba haline gelmesi değil, her türlü bilgimizi o insanın eline verip bir anlamda casusluk yapmasına da fırsat veriyoruz" ifadelerini kullandı.
Herhangi bir uygulama indirdiğimiz zaman bu uygulama telefon "Rehberinize, galerinize, mikrofonunuza erişebilsin mi?" gibi sorular sorduğunu ifade eden Ümit Sanlav, "Biz bunlara ’evet’ demezsek o cihazdan randımanlı bir şekilde faydalanamamış oluruz. Bütün bunlara ’evet’ dediğimiz zaman da cep telefonumuzun içinde, ya da bilgisayarımızın içinde aslında kimin dolandığını bilmediğimiz anlamına gelir. Wi-Fi bağlantısı ile herhangi bir hacker çok rahatlıkla telefonumuza, bilgisayarımıza ve tabletimize erişebilir. Bu sayede kamerasından, mikrofonundan ve galerisinden faydalanabilir. Bizler için çok ciddi bir tehlike oluşturduğunu görüyoruz" dedi.
Sanlav, "İsrail dijital alandaki atakları ile az önce bahsetmiş olduğum bu temel verilerimizi konumumuzdan tutun da kameramıza kadar telefonumuzun içerisine yerleştirilebilecek casus yazılımdan her türlü bilgimize kadar bütün verilerimizi aslında İsrail’in eline vermiş oluyoruz. Bu bilgiler kimdeyse bu yazılımı kim geliştirdiyse bütün bilgileri onun eline vermiş oluruz. Bu bilgiler İsrail’in elindeyse çok ciddi bir tehlike. Sadece bununla ilgili de değil. Kısa bir zaman önce ortaya çıkan İstanbul Büyükşehir Belediyesi iddianamesinde de geçerli bir konu vardı. Bütün verilen yurt dışına satıldığı bir anlamda peşkeş çekildiği iddianamede geçen ve en önemli konulardan bir tanesi. Düşünsenize kim olduğunu bilmediğiniz insanlar bizim telefonumuza kadar erişebiliyorlar. İBB’den indirdiğimiz herhangi bir ulaşım kart uygulaması bile telefonumuzdayken benim sesimi dinleyebiliyor. Benim kameramı kullanabiliyor. Benim galerime erişebiliyor. Bu bilgilerin ben kimin elinde olduğunu bilmiyorum." ifadelerini kullandı.
Kaynak: İHA




